Blog
Konuştukça açılır insan. Ve bazen çözüm, tam da bu açılmanın içinde kendiliğinden belirir. Psikoterapide konuşmak sadece bir eylem değil, bir anlamlandırma sürecidir. Dil, zihnin kendini kurduğu yer haline gelir. Ve çoğu zaman, kişinin zaten bildiği bir şeyi, sonunda duyduğu bir cümleyle "ilk kez" duyması, işte o 'dank' ediş anı—dönüştürücüdür.
Duygularımı İlk Kez Terapi Odasında Duydum… Ama Bana Ait Olduklarını Terapiden Çıkınca Fark Ettim
Duygular, düşündüğümüzden daha sessiz olabilir.
Çoğu zaman yaşanır ama tanınmazlar.
İçimizde bir yerde hareket ederler ama adları yoktur, anlamları belirsizdir.
Bir boşluk, bir huzursuzluk, ani bir öfke ya da açıklanamayan bir sıkışma olarak kalabilirler.
Psikolojik iyi oluş, insan zihninin en karmaşık ve çok boyutlu hedeflerinden biridir. Tek bir yapı ya da süreçle açıklanamaz. Ancak bazı zihinsel beceriler, iyi oluşa katkı sağlayan temel destekleyici sistemler olarak öne çıkar. Bu yazıda, iki tanesini bir perspektif olarak ele alıyoruz: Duygu düzenleme ve mentalizasyon.
Psikolojik sağlamlığımızı belirleyen en önemli unsurlardan biriyle başlayalım: kendimizle kurduğumuz ilişki. İçsel dünyamızdaki bu ilişkinin niteliği, sadece ruhsal sağlığımıayla kurduğumuz bağları da derinden etkiler. Peki bu ilişki nedir, nasıl oluşur ve duygularımızla nasıl bir etkileşim içindedir?
Psikoterapiye başvuran danışanların çoğu, yalnızca semptomlarından değil, yaşadıkları içsel dağınıklıktan, yönsüzlükten ya da tekrarlayan çatışmalardan şikâyet eder.
Bu tekrarlar çoğu zaman yüzeyde benzer görünür; ancak altta, benlik yapısında bir organizasyon eksikliği ya da kırılganlık bulunur.
Bir ilişkide kendini yok sayılmış, tükenmiş ya da hep alttan alan kişi olmuş gibi hissettin mi?
Ya da birine "hayır" dedikten sonra suçluluk duyduğun oldu mu?
Bu tür duygular çoğu zaman ihlal edilen ya da tanımlanamayan psikolojik sınırların sessiz sinyalleridir.
Bir davranışı tekrar etmemek için karar verdiğimiz ama sonra yine aynı döngüye döndüğümüz anlar olmuştur.
"Sadece düşünerek değişemiyorum" dediğimiz, iradenin yetmediği, içgörünün tek başına yeterli olmadığı durumlar.
Bazı insanlar sessizce acı çeker.
Yüzeyde işler yolunda gibi görünse de, içlerinde durmadan tekrarlayan bir ses vardır:
"Yine yetemedin."
"Bu kadar zor olmamalıydı."
"Bir şeyi de doğru yap."
Bu yazıya bir egzersizle başlamak istiyorum.
Kendinize sessiz bir alan bulun ve gözlerinizi kapatın.