Sınır Koyduğumuzda Neden Suçluluk Hissederiz?

Belki de sınır koymanın en zor tarafı "hayır" demek değildir.

Asıl zor olan, hayır dedikten sonra içeride olanlardır.

Karşımızdaki kişinin yüzünün düşmesi, ses tonunun değişmesi ya da eskisi kadar sıcak davranmaması bazen söylediğimiz tek bir kelimeden çok daha ağır gelebilir.

Ve insan bir anda kendi sınırından şüphe etmeye başlayabilir.

"Çok mu sert davrandım?"

"Bir kereden ne olurdu?"

"Beni bencil sanmıştır."

"Keşke kabul etseydim."

Burada ilginç olan, suçluluk duygusunun her zaman yapılan şeyle ilgili olmamasıdır. Bazen kişinin ilişkiler içinde kendisine biçtiği rolle de ilgilidir.

Uzun zamandır anlayan, idare eden, sorun çıkarmayan ya da başkalarının ihtiyaçlarını gözeten kişi olmak; zamanla yalnızca bir davranış değil, kişinin kendisini tanımlama biçimlerinden biri hâline gelebilir.

Böyle olduğunda sınır koymak basitçe bir isteği reddetmek gibi yaşanmayabilir.

Kişinin kendisiyle ilgili bildiği bir şeye de dokunabilir:

"Ben böyle biri değildim."

Belki de bu nedenle bazı "hayır"ların arkasından suçluluk gelir.

Çünkü değişen yalnızca verdiğimiz cevap değildir. İlişkide alıştığımız yer de değişmeye başlamıştır.

İyi Biri Olmak ile Her Şeye Yetişmek Arasındaki İnce Çizgi

Başkalarını önemsemek ilişkilerin önemli bir parçasıdır.

Sevdiğimiz insanlar için bazen kendi planımızdan vazgeçeriz, yorulduğumuz hâlde yanlarında oluruz veya normalde yapmayacağımız bir şeyi onlar için yaparız.

Bunların hepsini "sınır ihlali" olarak görmek de hayatın doğasına pek uygun olmaz.

Sorun fedakârlığın varlığı değil, kişinin ilişkide ne kadar seçeneği olduğunu hissedebildiğidir.

"İstersem hayır diyebilirim ama bu kez evet demeyi seçiyorum" ile "hayır dersem kendimi kötü hissedeceğim için evet demek zorundayım" birbirine benzeyen ama psikolojik olarak oldukça farklı iki deneyimdir.

Dışarıdan bakıldığında ikisinde de kişi "evet" demiştir.

İçeride yaşanan ise aynı değildir.

Bazen Suçluluk Bir Sınırın Yanlışlığını Değil, Yeniliğini Gösterir

Uzun zamandır başkalarının beklentilerine göre hareket eden biri için kendi ihtiyacını hesaba katmak başlangıçta doğal hissettirmeyebilir.

Hatta tam tersine bencilce gelebilir.

Bu nedenle sınır koyduktan sonra ortaya çıkan suçluluk her zaman "Burada yanlış bir şey yaptın" mesajı taşımayabilir.

Bazen yalnızca eski bir ilişki biçimiyle yeni bir davranışın karşılaşmasından doğan rahatsızlıktır.

Elbette her sınır haklı, her "hayır" doğru değildir. İnsan bazen gerçekten kırıcı davranabilir, sorumluluğundan kaçabilir ya da karşısındakini görmezden gelebilir.

Fakat bunun tersi de mümkündür:

İnsan kimseye haksızlık yapmadığı hâlde suçlu hissedebilir.

Belki de sınır koyma ve suçluluk arasındaki en önemli ayrım burada ortaya çıkar.

Bir duygunun gerçek olması, o duygunun bize anlattığı hikâyenin her zaman doğru olduğu anlamına gelmez.

İnsan gerçekten suçluluk hissedebilir.

Ama ortada suçlanması gereken biri olmayabilir.

Share