Duygularımı İlk Kez Terapi Odasında Duydum… Ama Bana Ait Olduklarını Terapiden Çıkınca Fark Ettim

07.02.2026

Duygular, düşündüğümüzden daha sessiz olabilir.
Çoğu zaman yaşanır ama tanınmazlar.
İçimizde bir yerde hareket ederler ama adları yoktur, anlamları belirsizdir.
Bir boşluk, bir huzursuzluk, ani bir öfke ya da açıklanamayan bir sıkışma olarak kalabilirler.

Çünkü duygular, kendilerini ifade edebilmek için bizden bir şey ister:
Dinlenmek.

Ama bu dinleme hali kolay değildir. Hayatın gürültüsünde iç sesimize yer açmak, her zaman mümkün olmaz.
Ve bazen bu iç ses zaten hiç gelişmemiştir. Ne hissettiğini sorduğunda kendine, yanıt yoktur.
Ya da vardır ama o yanıt bir başkasının sesi gibidir. Gerçekten sana ait olup olmadığını ayırt edemezsin.

Terapiyle Sessizlikte Bir Alan Açılır

Psikoterapi çoğu zaman duygularla ilk gerçek karşılaşma alanıdır.
Kişi orada, kendi sesini ilk kez dışarıdan duyar gibi olur.
Sorular gelir. "Şu an ne hissediyorsun?"
O soru, başlangıçta cevapsız kalabilir. Ya da alışkanlıkla verilmiş düşünce cevapları dökülür:
"Haklıydım."
"Haksızlığa uğradım."
"Öyle olması gerekiyordu."

Ama bunlar his değildir.
Duygu, daha derindedir. Ve oraya ulaşmak zaman alır.

Bu noktada küçük ama önemli bir fark vardır:
Duygu, sadece anlık bir tepki değil, bilişsel, fizyolojik ve davranışsal öğelerden oluşan bir deneyimdir. Damasio (1999), duyguları bedenin içsel durumu hakkında beyne gönderdiği sinyaller olarak tanımlar. Panksepp (1998) ise duyguların evrimsel işlevinin hayatta kalma içgüdüsüyle doğrudan ilişkili olduğunu vurgular.

Duyguların Sahipliği Zamanla Gelişir

Birçok kişi terapi sürecinde şunu fark eder:
Hissettiği şeyleri bugüne kadar ya bastırmış, ya başkasının adına yaşamış, ya da hiç tanımamış.
Bu, fark etmesi kolay bir şey değildir.
Çünkü hissettiğimiz her şey bize aitmiş gibi görünür. Ama bazı duygular aslında içselleştirilmiş beklentilerin, öğretilmiş tepkilerin ürünüdür.

Bu durum, gelişimsel psikoloji alanında "duygusal sahiplenme" olarak geçer. Gross ve Thompson (2007), bireylerin duygularını düzenlemeyi ve tanımayı öğrenmesinin bir gelişim süreci olduğunu belirtir. Yani duygulara sahip çıkmak da bir beceridir; bir günde değil, zamanla gelişir.

Bir yerden sonra şu sorular başlar:
"Bu gerçekten bana mı ait?"
"Bu öfke kime ait?"
"Bu suçluluk duygusu nereden geliyor?"

Ve bazen, o odadan çıktıktan sonra, sokakta yürürken ya da bir sessizlik anında gelir o farkındalık:
Bu duygu bana ait.
Ya da tam tersi: Bu duygu bana ait değilmiş.

İç Sesin Oluşumu

Terapi sadece duyguları fark etmeyi değil, o duygularla konuşabilmeyi de öğretir.
Zamanla kişi içinde bir ses duymaya başlar — yargılamayan, gözlemleyen, tanımaya çalışan bir ses.
Bu ses bazen terapistin sesi gibi gelir kulağa.
Ama zamanla içselleşir, değişir, dönüşür… ve kişisel bir iç rehbere dönüşür.

Bu süreç, duygusal farkındalık ve öz-yansıtma (self-reflection) becerilerinin gelişmesini kapsar. Fonagy ve arkadaşları (2002), bu tür bir içsel gözlem becerisini "mentalizasyon" olarak adlandırır; kişinin hem kendi hem de başkalarının zihin durumlarını fark etmesi, duygusal düzenleme açısından kritik bir rol oynar.

Duygular artık sadece yaşanan değil, tanınan; tanındığı için de dönüştürülebilen deneyimlere evrilir.
Ve bu iç sesle birlikte gelen en önemli şeylerden biri şudur:
Sınırlar.

Sınırlar, Duygular Tanındıkça Belirginleşir

Kişi ne hissettiğini tanıdıkça, neye tahammül edemediğini, neyi hak etmediğini, neyi arzuladığını da daha net ayırt etmeye başlar.
Bu da zamanla sınırları ortaya çıkarır.
Duygular bastırılmak için değil, sınırlar çizmek, seçim yapmak ve korunmak için de vardır.
Ve bu da bir öğrenmedir.

Son Söz

Duygularını tanımak, kendini tanımaya çıkan uzun bir yoldur.
Bu yol her zaman sessiz, düz ve kolay değildir. Ama zamanla, parçalar yerine oturur.
Ve kişi şunu fark eder:

Duygularımı ilk kez terapi odasında duydum…
Ama bana ait olduğunu, o odadan çıktıktan sonra fark ettim.

Belki de her şey, tam da orada başlar.

📚 Kaynakça

  • Barrett, L. F. (2006). Are Emotions Natural Kinds? Perspectives on Psychological Science, 1(1), 28–58.

  • Damasio, A. R. (1999). The Feeling of What Happens: Body and Emotion in the Making of Consciousness. Harcourt.

  • Fonagy, P., Gergely, G., Jurist, E. L., & Target, M. (2002). Affect Regulation, Mentalization, and the Development of the Self. Other Press.

  • Gross, J. J., & Thompson, R. A. (2007). Emotion regulation: Conceptual foundations. In J. J. Gross (Ed.), Handbook of Emotion Regulation (pp. 3–24). Guilford Press.

  • LeDoux, J. E., & Brown, R. (2017). A higher-order theory of emotional consciousness. PNAS, 114(10), E2016–E2025.

  • Panksepp, J. (1998). Affective Neuroscience: The Foundations of Human and Animal Emotions. Oxford University Press.

  • Siegel, D. J. (2010). The Mindful Therapist: A Clinician's Guide to Mindsight and Neural Integration. W. W. Norton & Company.

  • Kabat-Zinn, J. (2003). Mindfulness-based interventions in context: Past, present, and future. Clinical Psychology: Science and Practice, 10(2), 144–156.